Category Archives: Göğe bakan kocakarı

GÖĞE BAKAN KOCAKARI; NİSAN 2020

Göğe bakmayı bilenlerin zor günler senaryoları gerçekleşiyor. Bu günlerin sonu mutlaka gelecek. Şu anda çalışmak zorunda olmadığım ve en riski yaş gurubuna girmek üzere olduğum için; bana düşen toplumsal görev, hastalanmamaya azami özen göstererek, salgın zincirini kırmaya destek olmak.

Bu yıl Nisan ayının çoğu üç aylardan Şaban, 24 Nisanda ise Ramazan ayı başlıyor. Berat kandili 7 Nisan. Berat kandili Şaban ayının 15. günüdür ve şifaya kavuşmak için dua etmek için çok uygun bir zamandır.

Zaten ertesi gün de terazi burcunda bir dolunay gerçekleşecek. Terazi denge, dolunaydan sonraki zaman da bırakış enerjisi taşır, ben de bu dönemde denge ve salgının giderek hız yitirmesi anlamına gelmesini çok istiyorum.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve Boğa burcunda gerçekleşecek olan yeniay günüdür. Boğa toprağı temsil eden bir burç olduğuna göre bu günde de ülkemize yeni başlangıçlar, umutlar diliyorum.

Eski zamanlardan beri süregelen gözlemlere dayanarak, Nisan ayında da bir hayli fırtına zamanı var. Bunlardan bazıları kırlangıç fırtınası, kuğu fırtınası, Sitte-i Sevr gibi isimlerle anılıyor. Ancak benim büyük annemden duyduğum soğuk Abril 5 yani Nisan 19’a karşılık geliyor. Bu da 6 gün (21/26 Nisan) süren Sitte-i Sevr  soğuklarının başlangıcı sayılır.

Korkma kışın kışından, kork abrilin beşinden dedirtecek kadar soğuk hava beklentisi vardır.

Bu Nisan ayında bol bol yağmur yağmasını diliyorum. Çünkü kış bayağı kurak geçti, toprağın suya doyması lazım.

Nisan başı Çanakkale için zeytinlerin ilaçlanma, ayrıca bir çok yaz sebzesi için de fide yetiştirme, baharda hiç bitmeyen yabani ot mücadelesi zamanıdır.

2020, MART, GÖĞE BAKAN KOCAKARI

Mart ayı geldi, eskiden kediler için özel bir ay sayılırdı, ancak kedilerin de biyoritmi şaştı, hiç biri Martı beklemiyor.

Ancak Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır sözü halen geçerlidir. Henüz Erbain (yani 50 günlük kışın ikinci dönemi, soğuk günler) günleri devam ediyor. Ancak bir yandan da 20 Mart Cuma günü gerçekleşecek olan bahar ekinoksu geliyor. Dolayısıyla 21 Mart günü resmen ilkbahar başlayacak. Aslında ilk baharın ayak sesleri, Şubatın son haftalarından itibaren düşmeye başlayan cemrelerle duyulmaya başlar. Altı Martta son cemre de düşecek, yani artık hava, toprak ve su ılınmaya başlayacak. Ancak herkes bilir ki cemre günlerinde geçici soğuklar olabilir. Bu günlere yakın zamanlarda soğuk hava, rüzgar, yağmur, hatta kar beklenmedik hava olayları değildir.

Martın 11’inde ise meşhur, 6 gün süren Berdelacuz ( kocakarı soğukları) fırtınası, 23 Martta 2 günlük tozkoparan fırtınası, 26 Martta çaylak fırtınası gibi kötü hava olayları bizi bekler.

Bu yıl Mart ayı Hicri takvime göre Recep ayının 6’ı ile başlıyor, 24 Martta da Şaban ayı başlayacak. Bu arada yeri gelmişken, Hicri takvime göre 1441 yılındayız.  Dokuz Mart dolunay, 24 Mart ise yeniay zamanıdır. Hicri takvim ay döngüsüne göre düzenlendiği için, yeniay zamanları Hicri aybaşlarına karşılık gelir.

Mart ayı artık tarla, bahçe zamanı başlar. Bizim gibi ufak ölçekli bahçelerde, uygun havada yabani ot mücadelesi yapılmalı, büyüyen yaban otları henüz tohum dökmeden, köküyle sökülmelidir. Fideler hazırlanmaya başlanır, hatta uygun bölgelerde ay sonunda dikim yapılabilir.

Bu ay ağaç fidanı ve çalı bitkileri dikmek için de uygun bir zamandır, eğer bu ay geçirilirse, sonbaharı beklemek gerekir. Sarmaşık, kokulu süs bitkilerinin budanması için de artık son haftalar. Ağaçları bu zamana kadar budamış olmak daha doğru olur. Ağaç altlarını kazarak havalandırmak için de son günler.

Yine toprağı zenginleştirecek gübreleme işlemi de bahçeye ekim yapılmadan evvel tamamlanmalıdır.

Yani bu ay yaza hazırlık ayı.

ŞUBAT 2020, GÖĞE BAKAN KOCAKARI

Bu yıl Şubat ayı 29 gün çekiyor, yani artık yıldayız.

Dünyanın güneş çevresinde tam bir tur atması, 365 gün 6 saat civarında bir sürede gerçekleşir. Bu durumda bu 6 saatlerin birikerek takvimde belirgin kaymalar yapmaması için her 4 yılda bir şubat ayına 1 gün eklenir. Dört yüzün katları olan yıllarda ise bu ekleme yapılmaz. Böylece takvimde kayma olması engellenir.

Bu artık zamanın neden Şubat ayının sonuna geldiğine ve Şubatın neden kısa olduğuna gelince işte bunun hikayesi çok daha karışık. Eskiden şimdi kullandığımız takvime benzer bir takvimi ilk kullanmaya başlayan Roma İmparatorluğunda yıl Mart ayında başlardı ve sadece 10 ay idi. Ocak ve Şubat ayları ise boş zamanlardı. Daha sonra bu aylar da takvime eklenerek her nedense yılın başlangıcına koyuldu. Bir simetri isteğiyle aylar birbiri peşi sıra bir 30, bir 31 gün çekmesi uygun bulundu. Bu durumda Şubat ayına 29 gün düştü, daha sonra imparatorlar kendi isimleri ile anılan ayların diğer imparatorunkinden kısa olmasın diye kendi aylarını uzatınca (ağustos) şubata daha da kısa zaman kaldı. Yüzyıllar sonra ‘artık’ zamanların takvimde büyük kaymalar yapmasını engellemek için icat edilen fazladan gün de şubat ayına eklendi.

Şimdi kullandığımız takvim bu artık yıl ve 400 yıl katlarında artık yılın koyulmaması kuralıyla oldukça doğru bir şekilde işliyor görünüyor. Benim asıl düşündüğüm şubat ayının 29unda doğanlar, yazık değil mi onlara sadece 4 yılda bir gerçekten doğdukları günde doğum günü kutlayabiliyorlar.

Bu ay herhangi bir tutulma yok, gezegen hareketleri içerisinde en fazla göze batan ayın 17sinden itibaren Merkür gezegeninin retroda olması. Bu durum gezegenlerin yörünge boyutları ve hareket hızlarına bağlı olan bir yanılsamadır, ancak astrologlar bu durumu çok önemser. Bu sefer retro hareket balık ve kısmen de kova (saka) burcunda olacağı için hem kişisel psikolojik açıdan hem de kişinin toplum içindeki rolü açısından yeni kararlar almak pek doğru değil gibi görünüyor. Eskiden alınmış kararları hayata geçirme konusunda bir sıkıntı yok.

Şubat sonunda ise cemreler düşmeye başlıyor, 20 Şubatta havaya, 27 Şubatta suya ve 6 Martta toprağa düşecek. Cemre kelimesi Arapça ‘kor’ anlamına geliyor. Türkçede düşmek kelimesi ile birlikte kullanılmasının sadece şiirsel değil, aynı zamanda bilimsel bir tarafı var. Dünya gezegeninin tek enerji kaynağı güneştir ve dünyaya her türlü ısı (enerji) ancak güneşten ‘düşmek=inmek’ zorundadır.

İlginç olarak, cemrelerin düştüğü günlerde havanın soğuk olması, yağmur hatta kar yağması mümkündür.

Şubat ayında bahçede yapılacak bir sürü iş var. Don olmadığı günlerde ağaç dikimi yapılabilir, mevcut ağaçların ve çok yıllık bitkilerin budama ve gübreleme işleri tamamlanır. Nohut, turp ve bir çok aromatik bitki ve çiçeğin dikilmesi için uygun bir zamandır. Toprağın çamur olmadığı günlerde yabani otlarla mücadele etmek gereklidir. Yani bahçelerde kışın yapılması gereken işlerin bitirilme zamanıdır.

ESKİ USUL OCAK AYI, KAR YAĞARKEN EVDEN ÇIKMAK ZORUNDA OLMAMAK GÜZELMİŞ

Ocak ayı, uzun süredir yılın ilk ayı olarak kabul ediliyor olsa bile bir zamanlar, takvime bile koyulması gerekmeyen aylardan biriydi, çünkü ne tarlada çalışılacak, ne vergi toplanacak, ne de savaş yapılacak zamanlar değildi, bu aylarda insanlar soğuktan evlerinde oturup hayatta kalmaya çalışmaktan başka bir gaye gütmüyorlardı. Fakat her yıl eksik kalan bu 60 gün bazı problemler yarattığı için uzun bir süre sonra, yıl sonuna ocak ve şubat ayları da eklenmişti. Sonunda milattan önce 49uncu yılca Jülius Sezar tarafından ne hikmetse Ocak ayı ilk ay olarak tanımlandı ve hala bu şekilde kullanılıyor.

Bugün bazı değişikliklerle hala kullanmakta olduğumuz bu takvimde ocak ayı yılın ilk günlerine kabul edilmesine rağmen herhangi bir önemli göksel olaya karşılık gelmemektedir. Örnek olarak göksel mevsimle gündönümleri ve gün/tün eşitlikleri ile başlar, yılın ilk günleri ise kış gündönümünden (21 Aralık), on gün sonradır. Hasılı kelam Ocak ayının yılın ilk günleri sayılması Sezar’ın kafasından çıkan ve öylece devam ettirilen bir kabuldür sadece ve herhangi bir anlamı da yoktur.

Ocak ayının bazı özelliklerine gelince, her şeyden evvel Türkçe ismi olan 3 aydan birisidir. Adını, içerisinde ateş yakılan ocaktan almıştır. Adından da belli olacağı gibi en soğuk aylardan birisidir.

Kış mevsimi Aralık, Ocak ve Şubat ayları olarak kabul görürler ve modern takvime göre 1 Aralıkta başlayıp, 28/29 Şubatta biter.

Ancak elbette ki bu kabul doğanın gerçeklerinden biraz daha farklıdır. Çünkü kış gündönümü 21 Aralıktadır ve bu tarihten itibaren 40 gün yılın en soğuk 40 günü anlamına gelen Erbain olarak isimlendirilir.

TDK açıklamalarına göre; Zemharir (zemheri); Farsça zam (kış) ve Arapça harir (uğuldayan)  kelimelerinin birleşiminden meydana gelen bir kelimedir ve genel olarak kış mevsimi anlamına kullanılır. Erbain ise yine Arapça kökenli olup dört sözcüğü ile ilişkili imiş. (Erbain kelimesinin Şiilik için farklı bir anlamı daha varmış, ancak kaynak bulamadığım için o konuyu bir tarafa bırakıyorum.)

Yani bu günkü anlamı ile Erbain kışın (zemherinin) en soğuk 40 gününü anlatır ki bütün Ocak ayı erbain günleri içerisindedir.

Hal böyle olunca da elbette halk arasında bilinen ve bir çok rivayeti olan  bir sürü fırtına da bu ayda meydana geliyor.

Örnek olarak 8 Ocak Zemheri Fırtınası, 14 Ocak Karagoncoloz (kış cini)  fırtınası,  28 Ocak Ayandon fırtınası olarak isimlendiriliyor.

Bugün itibarıyla (7 Ocak 2020) resmen kar altında mahsur kalmış vaziyetteyiz, geçen yıl aynı zamanlarda yine kar altında kalmıştık. Neyse ki tam da geçtiğimiz hafta sonu bahçelerin kış bakımını yaptıracak son bir fırsat bulmuştuk.

Bahçe deyince ben bu konuda tamamen ümmi (cahil) iken her yıl ufak tefek bir şeyler öğreniyorum. Ocak ayı bahçeleri önümüzdeki kış ve bahar aylarına hazırlamak için son bir fırsat tanıyor. En geç bu ayda bahçelerin havalanması için iyice bir sürülmesi ya da kazılması gerekiyor. Mesela bezelye gibi bazı kış bitkilerinin dikilmesi, soğanlı çiçeklerin ekilmesi, ağaç ve bitkilerin gübrelenmesi lazım.

Biz zirai ilaç kullanmadığımız için dönüşümlü olarak göz taşı ve gülleci bulamacı gibi doğal maddelerle toprağı güçlendirme yoluna gidiyoruz. Gülleci bulamacı kireç ve kükürtten, göztaşı bordo bulamacı ise bakır sülfat ve kireçten hazırlanan, toprağı güçlendiren, bir çok bitki hastalığına iyi gelen ve toprakta tortu bırakmayan ilaçlar.

Neyse ki geçtiğimiz hafta sonu hava izin verdi de bütün bunları yaptırmaya zaman bulmuş olduk, yoksa bu kar ne zaman kalkacak, kar kalktıktan sonra çamur ne zaman kuruyacak, mümkün değil kazma  işlemini yaptıramazdık.

Bahçe ile uğraşma benim asli görevim değil, ben sadece aromatik bitkiler kısmı ile ilgileniyorum. Bir çok bitki türü yaşatmayı başardık. Artık yemek yaparken bahçeye çıkıp, defne, adaçayı, biberiye, kekik gibi baharatları taze taze toplayıp kullanabiliyorum. Hem bu tür yıllık bitkileri, hem de nane, kişniş, fesleğen, rezene gibi mevsimlik bitkileri üretmeyi başardım.

Bahçe yapmayı bilen insanlar ne var sanki diye düşünebilir, ancak benim için gerçek bir başarı hikayesidir.

Bir evlik bahçe yapmak sonu gelmez bir yabani ot yolma ve yıl boyu süren hava durumunu, toprağın nemini takip ederek, yani doğayı yakından gözleyerek yapılan bir çok işlemden meydana geliyor. Genel olarak her şeyin bir zamanı var, ancak o zaman diliminde uygun günü kollayıp, doğru işi doğru zamanda yapmak gerekiyor. Bunun için kitabi bilgiler kadar yerel insanların yüzyıllardır biriktirdiği bilgelikten de yararlanıyorsun.

Yıllar geçtikçe bu bilgileri kendin de ucundan bucağından öğrenmeye başlıyorsun. Gayet tatmin edici bir şey.

Geçen yıl bu kadar çok kar yağdığında Sermin’le her gün kar yürüyüşleri yapmıştık, bu yıl ise evden dışarı çıkmaya üşenip pencereden seyretmekle yetiniyoruz. Madem emekliyiz, işe gitmemiz gerekmiyor, bari dışarıda kar yağarken sıcak evimizde oturalım dedik.

Sermin köyden 2 kadına okuma yazma kursu veriyor. İşi bir hayli ciddiye aldı, hafta sonu falan dinlemeyip, her gün 172 saat onları çalıştırıyor. Son 2 günden beri resmi okullarda kar tatili verilince biz de kendi mini okulumuza kar tatili verdik. Dünden beri kar durdu, artık bugün eğitim yeniden başlayacak, bakalım unutmuş olacaklar mı?

Sermin çalışırken ben de 2 gündür ihmal ettiğim müzik çalışmalarımı yapayım bari.

geçen yıl da bu gün aynı manzara vardı
sabah süt tankeri buzda kaydı

GÖĞE BAKAN KOCAKARI, 2020 OCAK

Göğe bakan kocakarı yazılarıma epeydir ara vermiştim, ancak göğe bakmaya hiç ara vermedim.

Karadeniz’de yaşarken, mesela yağmurun yağacağına dair tam olarak hangi bilgiye dayalı olduğunu çözemediğim ama çok net bilgilerim vardı. Sanıyorum, havadaki nemin aniden buhar halden sıvı haline geçtiğini her şeyden önce ciğerlerim hissederdi ve yağmurun yağacağını anlardım. Bunun dışında denizi gözlerdim, renginden, dalgasından, dalganın geldiği yönden ve havanın basıklığından havanın bozacağını anlardım. Eğer bozuk hava; doğudan gelmişse fena vurur kar yağarsa uzun süre kalkmazdı, batıdan yaklaşan bozuk hava ise kısa sürerdi.

Bu geçtiğimiz dönemde yeni memlekette gökyüzünü gözleyerek hava tahminlerinde bulunmaya çalışıyorum. Tabii hemen birkaç tiyo yakaladım. Mesela arkamızda kalan Ağı Dağında sis olursa hava bozuyor. Biz normalde boğazı ve Gelibolu yarımadasını görüyoruz, eğer Semadirek ve Gökçeada görünür hale gelirse, özellikle de Semadirek görünürse bayağı ayaz geliyor demektir. Geçen gönlerden birinde, mevsime göre gayet güzel bir havada bu adayı hiç görmediğimiz kadar net gördük ve tabii arkasından inanılmaz soğuk bir poyraz başladı. Günlerce nefesimiz dondu.

Karadeniz’in en soğuk rüzgarı karayeldir, burada ise poyraz soğuk. İşte bütün bunları ufaktan öğreniyorum.

2020 yılının Ocak ayının en önemli gökyüzü olayı bence 10/11 ocak günü gerçekleşecek ve Türkiye’den de izlenebilecek  olan parçalı ay tutulmasıdır.

Ay tutulmaları bilindiği gibi dolunay zamanlarında gerçekleşir. Bu ay tutulmasının bazı özelliklerinden söz edecek olursak, ayın 13ünde ay dünyaya en yakın konumunda olacak, yani tutulma ayla dünyanın birbirine oldukça yakın oldukları bir dönemde gerçekleşecek. Bu fiziki durumun dolunayın ve bu tutulmanın etkisini daha da artıracağı düşüncesindeyim.

Bu tutulma ayrıca Nardugan Bayramına denk gelmektedir. Nardugan Bayramı, son yıllarda daha çok dikkatimizi çekmeye başladı, çünkü bu bayram ve gelenekleri, Noel, Hanukan gibi bazı dini bayramlar içerisine alınmış ve orijinal halinden oldukça sapmış ve İslamiyet’i kabul eden halklar arasında unutulmuştur.

Nardugan; Aralık ayında yılın en kısa günlerinin artık uzamaya döndüğü 22 Aralık gününden sonra gelen ilk dolunayda kutlanır. Bu bayramda ağaç süsleme geleneği de vardır, hatta dilek ağacı bu bayrama atfedilir. Ben de kış ortasının, günlerin uzamaya başladığı bu günlerin, önümüzdeki tarım mevsimine bereket getirmesi için niyet etmek için çok doğru bir zaman olduğuna inanıyorum.  Baharın gelmesini kutladığımız Hıdrellez günü gibi, bu yıl, Narduganda da, dileklerimi bir ağacın dalına ve oradan da evrene aktarmaya başlayacağım.

Tabii benim Kalandar Analık hikayem de devem ediyor. Burada da 14 Ocak günü yani eski yılbaşında ekmek yapıp, bozuk para vereceğim insanlar oluşmaya başladı. Eğer becerebilirsem bu yıl çuval da gezdireceğim.

Kalandar, Hıdrellez gibi eski Anadolu geleneklerini yaşatmaya ve yaşamaya oldukça özen gösteririm, bu yıl kutladığım bu bayramlara Nardugan’ı da ekledim.

KARAYELDEN LODOSA TAŞINMIŞIM

Bu yıl kış oldukça sert geçiyor. Benim köy denizden 270 metre yüksekte. Denizden sadece 5-6 kilometre uzaktayız ve rakım, son 3-4 kilometre içerisinde birden bire artıyor. Hal böyle olunca da, bizim 4 kilometre aşağımızdaki 2 ayrı köye hemen hemen hiç kar yağmazken, bizim köyün yolu her yıl kardan kapanıyor. Geçen hafta köyümüze bir hayli kar yağdı, o kadar ki tam 1 hafta boyunca evde mahsur kaldım.
Kar; gökte de yerde de Sarıkamış karı kadar güzel, kristal bir kardı. Köyde hava kirliliği de olmadığı için son ana kadar tertemiz, bembeyaz kaldı.
Hani, Özdemir Asaf’ın bir şiiri vardır.
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,
Birinciliği beyaza verdiler.
Anlaşılan bu şiir şehirde yazılmıştı, köyde en kar bile kirlenmiyor. Günler boyunca 40 cm kalınlığında olan kar tabakası bir günlük şiddetli lodos ve beraberindeki yağmur ile birkaç saat içerisinde tamamen yok oldu. Oysa bu güne kadar hep; kar yağar, ertesi gün üzerine katran karası karışır, daha sonra da pis bir çamur olarak ortadan kalkar diye tecrübe etmiştim.
Böylece, evimizde oturarak kar tatili yaptık. Her gün karda, ormanın kıyısında yürüdük, yaban hayvanı sesleri dinledik. Bulutsuz ve karsız gecelerde ise gökyüzü seyrettik.
Kar varken her şey çok güzeldi ama hava lodosa dönünce işler değişti. Sanırım buraya geldiğimiz 2 yıla yakın zamandır, esen en şiddetli rüzgar buydu. Gece o kadar şiddetli esti ki, korkudan uyuyamadım.
Trabzon’da da kar yağınca, özellikle Boztepe’ye taşındıktan sonra, günlerce evde mahzur kaldığım olurdu. Boztepe’deki evde de zaman zaman çok sert rüzgarlar eserdi. Benim ev tepeden şehre ve geniş bir deniz manzarasına bakardı, öyle ki öndeki balkona güverte adını vermiştim. Böyle rüzgarlı zamanlarda, önce bulunan salonda oturmaya korkup, arka taraftaki çalışma odamda zaman geçirirdim.
Karadeniz’de iken korktuğum rüzgar Karayel, yani kuzeybatıdan esen soğuk rüzgardı. Burada ise en sert, en korkutucu rüzgar; lodos, yani güneybatıdan esen ve havayı ısıtan rüzgar.
Demek ki deniz değiştirince, rüzgar da değiştirmiş oldum. Karayel memleketinden, lodos memleketine taşındım.
Lodos sonrasındaki yağmur, arkasından bastıran sis ise çok tanıdık.

Ne de olsa Zemheri zamanı.

EVDE ZORUNLU KAR TATİLİ, ELEKTRİK DİREKLERİ, GÜNEŞ TUTULMASI, PİNK FLOYD, SARIKAMIŞ, ZİGANA’DA DİABET KAMPI, İSMAİL TÜRÜT. ORTAYA KARIŞIK BİR KIŞ MASALI.

 

Bu yılın ilk haftası gerçekten ilginç gökyüzü olayları ile dolu geçiyor. Mesela 3 ocak günü; günberi yani dünyanın yörüngesi üzerinde güneşe en yakın olduğu gün idi. Altı  ocak günü ise dünyanın bazı yerlerinden görünecek tam güneş tutulması gerçekleşti. Biz tutulmayı görmedik ama güneş tutulmaları yeniay günlerinde olduğuna göre gök yüzünün en karanlık olduğu günlerden biriydi.

Continue reading… →

2018’İN SON DEMLERİNDE ÖNÜMÜZDEKİ YILDA NELERİN OLMASINI DİLEMELİYİM FİKİRLERİ

 

Ben  Kalandar Ana olduğumdan beri zamandan etkilenmek benim asli görevlerimden biri haline geldi. İtiraf edeyim, ben de herkes gibi cep telefonumun dijital saatini ve takvimini  kullanıyorum.  Ama evde bir saatli maarif takvimi bulundurmayı hiç ihmal etmem. Kasım/ hızır/ erbain/ pastırma yazı/ bahur gibi zaman dilimlerini, yüzyılların hafızası ile oluşturulmuş özel isimli fırtınaları, eski ayları, aşure gününü, gün/tün eşitliğini, gün dönümlerini filan hep bu takvimden takip ederim. Son yıllarda zaman bilgilerime ay döngülerini,ay ve güneş tutulmalarını, gezegen hareketlerini,  meteor yağmurlarını filan da ekledim.

Continue reading… →

ŞEB-İ YELDAYI MÜNECCİMLE MUVAKKIT NE BİLİR, MÜBDELA-YI GAMA SOR KİM GECELER KAÇ SAAT

 

Bu gece, kuzey yarı küre için yılın en uzun gecesi. Dünyamızın güneş etrafında dönerken gece ve gündüz süreleri uzayıp kısalmaktadır. Bu duruma göre yılda iki kez gün/tün eşitliği (ekinoks) , iki gün de gündönümü (soltstis) yaşanır. Kış gün dönümü 21 Aralık gününe denk gelir. Bu gün dünyanın yörüngesi üzerinde güneşe en uzak olduğu noktadadır ve güneş ışınları Oğlak dönencesine dik olarak vururlar. Bu günden sonra artık gündüzler uzamaya başlayacaktır.

Sonuç olarak en uzun gece aslında, günlerin uzamaya başlamasının habercisidir. Bir başlangıç ve aydınlığa geçiş enerjisi içermektedir.

Fuzuli’nin mısralarını bu günkü Türkçeye çevirecek olursak en uzun geceyi, gelecek biliciler, zaman hesaplayıcılar ne bilir, sen onu dert sahibine sor bak bakalım geceler kaç saatmiş.

Yani önemli olan dünyanın kaç saat karanlıkta kaldığı değil, önemli olan duygusal, ruhsal ve zihinsel karanlıklarda kalmamaktır.

Gece ve gündüz saatlerindeki değişimlerin, mevsimlerin en güzel, insan doğasına en uygun olduğu canım Türkiye’m, geleceğin her zaman aydınlık olsun.

 

 

GÖĞE BAKAN KOCAKARI ARALIK 2017 (HİCRİ 1439, RUMİ 1432)

Aralık  ayı Hicri takvime göre Rebiülevel ayının 13’üncü, Rumi takvime göre Kasım ayının 18’inci günü başıyor. Aralığın 19’unda  Hicri takvime göre Rebiülahir ayı,  14 Aralıkta ise Rumi takvime göre  Aralık ayı başlıyor.

Bir Aralık 1935 tarihinde Türk kadını siyasi haklarını kazanmıştır. Bu tarih Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk kadınını görmek istediği toplumsal düzeyi gözler önüne sermektedir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan ilk ülke Türkiye Cumhuriyeti değildir, ancak o tarihte henüz Fransa, Japonya, İsviçre gibi ülkelerde kadınların bu hakka sahip olmadıklarını akılda tutmakta fayda var.

Aralık ayının 17’inci günü Şeb-i Aruz yani Mevlana’nın Hakka kavuşma günüdür. Konya’da yüzlerce yıldan beri bu kavuşma bir şölen havasında kutlanmaktadır.

Aralık ayının 20-26’ıncı günleri Şeb-i Yelda yani yılın en uzun geceleri geçirilmektedir.

Yılın en soğuk günleri anlamına gelen ve  40 gün süren Erbain ise 21 Aralıkta başlamaktadır.

Hazreti İsa’nın doğum günü olan 25 Aralık ise Noel bayramının başladığı zamandır.

Üç Aralık günü ikizler burcunda dolunay,  18 Aralıkta ise yay burcunda yeniay gerçekleşecek. Demek ki bu ayın genel teması, bilgi arayışı, iletişim, yakın ve uzak seyahatler olmalı.

Show Buttons
Hide Buttons