Category Archives: Hastalardan seçmeler

ÇOCUKLARA KARŞI İŞLENEN CİNSEL SUÇLAR ÜZERİNE; BİRAZ MESLEKİ, BİRAZ AHLAKİ DÜŞÜNCELER, ŞAHİT OLDUĞUM BİR KAÇ ÖRNEK, SUÇLANAN KURBANLAR VE BİR ÖNLEM ÖNERİSİ.

 

Son günlerde özellikle çok küçük çocuklara yönelik cinsel saldırganlıklarla ilgili, çok acı örneklerle sarsıldık. Bu olaylar  son dönemlerde artmış gibi görünüyor (bir istatistik bilmediğim için iddia edemem) ama yeni başlamadığı kesin.

Önce bu konulardaki genel düşüncelerimi sonra da meslek hayatımda karşılaştığım ve bir türlü aklıma sığdıramadığım bir çok acı olaydan birkaçını paylaşmak istiyorum.

Continue reading… →

BİR ASİSTAN (NALAN ÜÇÜNCÜ), BİR HEMŞİRE (AYŞE GÜVERCİN), BİR BEN, BİR DE TANI KOYARKEN HİKAYE ALMANIN ÖNEMİNİ VURGULAYAN BİR HASTAMIZ.

Süt çocuğu servisinin konsultanı iken, iki haftalık bir rapor almak zorunda kalmıştım. Bu iki hafta boyunca yerime bir başka arkadaşım bakmıştı. İşe başladığım zaman hastaların hepsi yeni hastaydı. Yeni bir servisi devir aldığım zaman, asistanlarımın zamanlarının ne kadar kıymetli olduğunu bildiğim için vizitin normalden uzun sürmesini istemezdim. Genellikle asistanlarla bir saatlik bir servisi tanıma viziti yapar, sonra gerekli gördüğüm hastaların üzerinde biraz daha zaman harcardım.

Continue reading… →

DALKAVUĞUN DOSTLUĞU KURDUN KUZUYA DOSTLUĞU GİBİDİR. GEREKSİZCE ÖVÜLMEYİ ŞİDDETLE REDDEDİYORUM.

Sanırım 1990‘lı yıllardı. Ergenlik yaşında bir kız çocuk dizlerinden birinde tekrarlayan artrit şikayeti ile yatırıldı. Daha önce dizi şişince ortopediye gitmiş, antibiyotik tedavisi, ameliyatla enfeksiyonu boşaltma tedavilerinden fayda görmeyince bize tetkik amaçlı göndermişler.

Hastaya  tek eklemi ilgilendiren bir romatoid artrit tanısı koydum. Kızın babası bizim dershanelerde temizlik işçisi olarak çalışan bir adamdı. Ben o sıralar oldukça genç bir öğretim üyesiydim, hasta sahibinin beni pek gözü tutmadığı için tedavimi reddetti ve çocuğun sevkini istedi ve  Hacettepe’ye götürdü.  Ayşın  Bakkaloğlu Hoca, hasta ile özel olarak ilgilenmiş ve tanımı doğrulayarak tedavi başlamış, yılda bir bize gelirsin diğer kontrollerini Ayşenur yapabilir diyerek hastayı geri göndermiş.

Continue reading… →

MEMLEKETİM İNSANLARINDAN HAKİKİ MEMLEKET HİKAYELERİ, YENİ ÇOCUK YAPAYIM MI DOKTOR? TRAJİKOMİK BİR HİKAYE

KTÜ’de çalışırken Down sendromu olan bebeklerden birinin çok ağır kalp  hastalığı vardı. Çocuk aylarca hastanede yatıp sonunda vefat etti. Bu çocuk 8 aylık hayatının en az 6-7 ayını hastanede yatarak geçirdiği için annesini de tanıyorum elbette. Ailenin ilk bebeği olduğu için genetik tahlilleri  de yapmıştık, hastalığın diğer çocuğunda tekrarlama riski genel toplumdan daha  yüksek değildi, bunu da anneye açıkça söylemiştik. Anne bebeğin ölümünü çok olgun karşıladı, ama çok da üzgün olduğu belli oluyordu.

Continue reading… →

BİZ TRABZON’DA BÖYLE DİYORUZ

Ben hayatımın büyük bölümünü Trabzon’da geçirdim. Bütün diziler Karadeniz şivesi taklit etmeye çalışıyor ama nafile. Uğur Yücel dışında pek becereni görmedim. Elbette bir de Karadeniz kökenli sanatçılar beceriyor, onlar da abartmaya çalışmayınca.  Burada her ilçenin şivesi farklıdır, biri konuşmaya başladı mı hangi ilçeden geldiği hemen belli olur. Ben Rize Pazar’lıyım, doğal olarak bizim evde Rize şivesi hakim, Trabzon’da yaşarken benim konuşmam onlara farklı geliyor, karşılık olarak ben de Trabzon’luların şivesi ile dalga geçiyorum.

Continue reading… →

ALTIN FİLİM GAYBUBETE KARIŞTI

Sanırım Ankara’daki ikinci yılımda, doğum günümde yurt arkadaşlarım hep birlikte bana fil şeklinde altın bir kolye hediye etmiştiler. Çok şeker bir şeydi, sanırım en büyük çapı sadece 1.5 cm büyüklüğündeydi. Gövdesi  bir top şeklindeydi, başı da daha küçük bir top gibiydi, tam kıvamında yaprak gibi kulakları, yukarı kıvrımlı bir hortumcuğu ve çırpı bacakları vardı.

Arkadaşlarım bana bu hediyeyi verirken tombul bacaklarıma uygun buldukları için bunu aldıklarını söylemiştiler. Gerçekten benim bacaklarım bedenime göre oldukça kalındır, çoğu zaman sanki bedenime başka birinin bacakları takılmış gibi hissederim. Bu küçük filde aslında garip bir ironi vardı, çünkü bacakları bedenine göre çok ince idi. Ancak o kadar sevimli bir kolye idi ki derhal bir zincir buldum ve boynumdan çıkartmadan takmaya başladım.

Bizim ailede fil nedense bir uğur işaretidir, her evde sıra sıra dizili yedi adet fil biblosu bulunur. O yıl Trabzon’a döndüğümde Güneş teyzem fil kolyemi o kadar beğendi ki, boynumdan çıkartıp kendi boynuna taktı. Zaman zaman evde arkadaşları ile toplanıp konken oynuyorlardı, o oyunlarda uğur olsun diye filime el koydu. O yıl fil teyzemde kaldı. Bundan sonra yıllarca fil teyzemle benim aramda gitti geldi. Bir yaz gidip filimi geri aldım, o yıl boyunca benim boynumda kaldı, öteki yaz teyzem filime el koydu, bütün yıl taktı. Anlayacağınız bu küçük fil teyzemle benim aramda kapanın elinde kaldı.

Dördüncü sınıfta iken fil bende idi. O yıl çocuk cerrahisinde staj yaparken Ayça isimli 10 yaşlarında bir kız çocuğu ve annesi çok dikkatimi çekmişti ve onlarla çok ilgilenmiştim. Çünkü kızcağız çok ağır hasta idi, her iki böbreğinde de kanser vardı, ameliyat sırasında büyük bir kanser parçası kopup vücudun ana damarına kaçmış, o parçayı da almışlar. Sizin anlayacağınız çocuğun bütün karnı boyunca hayatında gördüğüm en büyük ameliyat izleri vardı. Çocuk halsizlikten başını kaldıramadığı için günlerdir taranmamış olan saçları kafasında bir kuş yuvası gibi karışmıştı, annesi çocuğun canını yakmamak için kıyıp da tarayamıyordu. Annenin gözlerinin altında simsiyah halkalar olmuştu, kadın resmen pandaya dönmüştü. O taranmayan saçlar ve annesinin göz çevresindeki halkalar beni çok derinden etkilemişti. Ben her gün yanlarına gidip onlarla konuşuyordum, bir gün kadın bana boynumdaki fili nereden aldığımı sordu. Ayça çok sevdi, ona aynısını almak istiyoruz dedi. Ben de bu filin benzeri bile yok, yıllardır ben de teyzem için arıyorum, lütfen alın, bu fil Ayça’nın olsun dedim. Sonra da teyzemin elinden zorla çeke çeke aldığım fili boynumdan çıkartıp kızın boynuna taktım. Annesi  bu kolye altın, maddi değeri var diye almak istemedi. Ben candan gönülden kıza vermek istedim ve fili geri almadım, yine de çocuk birkaç gün taktıktan sonra fili bana zorla geri verdiler.

Staj bitti, Ayça taburcu oldu, okul kapandı ve ben Trabzon’a döndüm. Her zamanki gibi teyzem fili elimden aldı. O kış ben Ankara’da iken teyzemin evine hırsız girmiş ve birkaç takı çalmış, giden takılardan biri de benim kıymetli fil kolyem idi. O günden sonra bir daha bu kolyeyi görmedik, bir benzerini de bulamadım.

Aradan yıllar geçti, okulu bitirdim, ihtisası bitirmek üzere iken yolda bir kadın ve yanındaki kızı ile  karşılaştım, kadının gözlerinin altında o simsiyah lekeler olmadığı için tanıyamadım. Beni görünce kadın sevincinden çıldırdı. Bakın bu Ayça dedi yanındaki ondan en az 20 santim uzun olan kızını göstererek, vallahi Ayça o kadar ameliyatlar oldu, kemoterapiler, radyo terapiler aldı, ama biz iyileşmesinde bir mucize olduğunu düşünüyoruz. Bize göre sizin fil onu iyileştirdi dedi ve filin ne olduğunu sordu. Ben de fil çalındı deyince inanılma üzüldü, ben güya 3 kuruş maddi değeri var diye geri verdim, keşke geri vermeseydim diye o kadar dövündü ki anlatamam. Ben de kadını teselli etmek için üzülmeyin fil bilinmeze ( gaybubete) karıştı gene de olduğu yerden Ayça’ya yardımcı olacaktır dedim. Ancak onlar için bu kadar değerli olmasına da şaşırdım elbette.

Ancak bu karşılaşmadan  iki yıl sonra bu fille ilgili burada anlatmayacağım, çok gerçekçi  bir rüya gördüm ve Ayça ile tartışılamaz bir ilişkisi olduğunu anlayınca çok etkilendim.

Şimdi her zaman altın bir fil kolyem ve evimde bir sürü fil vardır. Teyzem hala o fil kolyemi arar.

12507458_1070459889645096_7406651102269441481_n 12509346_1070460106311741_6144164581255286787_n