Category Archives: İz bırakan insanlar

Bİ SEMRA MACERASI, CUNDA, RODOS, SİMİ, O ADA SENİN BU ADA BENİM YELKOVAN KUŞLARI MİSALİ BİZ

Artık Egeli oldum ya, Hacette sınıfımızın Ege taifesine dahil oldum. Bu arkadaşlar, son yıllarda, birkaç ayda bir toplanıp,  bir hafta sonu geçiriyorlarmış. Bu kez de Marmaris’te (Servet Baysal’ın ev sahipliğinde) bir hafta sonu geçirmeye karar verilmiş.  Semra Haver Uğurgelen ile birlikte mademki bu kadar yol gideceğiz, bari biraz da çevreyi gezelim düşüncesi ile mini bir tatil planı yaptık.

Continue reading… →

KIBRIS BARIŞ HAREKATI, TRABZON LİSESİNİ BİTİRDİĞİM, HACETTEPE’YE KAYIT OLDUĞUM YAZ, GAYE ÖNAL (USLUER) İLE TANIŞTIĞIM GÜN YAPILMIŞTI

 

Su gibi akıp gidiyor derler ya, zaman hiç de öyle su gibi akmıyor, geçip gitmek için kendine has yöntemleri var.

 

Zamanın akma hızı, tamamen insanın duygularına bağlı göreceli bir şey. Mutlu olduğun, sevdiğin bir şeyi yaptığın anlar hızla tükenip geçerken, beklediğin, ağrı çektiğin, umutsuz olduğun zamanlar  bir türlü bitmez.

 

Bir de geçmişte geçen zaman var ki, bunu gerçekçi değerlendirmek  daha da zor. Birisi bir şey söylüyor, bir şey hatırlıyorsun, birden bire arada geçmiş olan zaman dilimi siliniyor, anılar üst üste yığılıp, yıllar önceki anlar şimdiye ekleniyor.

 

Birkaç gün önce Kıbrıs Barış Harekatının 43’üncü yıl dönümü idi.  O yıl ben de liseden mezun olmuştum.

 

Lisenin son senesinin başında annemi kaybetmiştim, o yıl doğal olarak çok kırılgan bir ruh sağlığım vardı. Bir sosyoloji yazılısında bir soruya iki kez cevap yazmıştım. Hem de öyle birkaç kelime değil, sayfalar dolusu yazmış, aynı soruyu iki kez cevapladığımı, birine ise hiç cevap vermediğimi  fark etmemiştim. Kafam o derece  dağınıktı.

 

Gene de o yıl, her nasılsa liseyi takıntısız bitirmeyi başarmıştım.

 

Üniversiteye giriş sınavında, kendimce, oldukça iyi bir sınav vermiştim. Ancak daha sonra konuştuğum bazı arkadaşlarım sınavın çok kolay olduğunu ve çok iyi cevapladıklarını söylemişlerdi. Bana o kadar da kolay bir sınav gibi gelmemişti, üstelik kafamın ne kadar dağınık olduğunu da biliyor, saçma sapan bir şeyler yapmış olma olasılığını da göz önünde bulunduruyordum.

 

O güne kadar ve o günden sonra girdiğim bütün sınavlarda kaç alacağımı büyük bir gerçekçilikle hesap edebilen bir öğrenciydim. Hayatımda sadece üniversiteye giriş sınavında kaç puan alacağımı tam olarak kestiremedim, her türlü sonuç olasıydı.

 

O zamanlar henüz internet keşfedilmemişti, üniversiteye giriş sınavdan bir ay kadar sonra, sonuçlar posta yolu ile  adaylara gönderiliyordu. Şansıma benim sonuçlarım tanıdığım bütün arkadaşlarımdan daha geç geldi.  Kendi zarfımı beklediğim o hafta kadar uzun bir hafta daha geçirdiğim çok ender olmuştur.

 

Belirsizlik ve beklentiler, zamanı tel gibi büküp, çekip, dolayıp, uzattıkça uzatıyorlar. Ertesi hafta pazartesi günü sabahı nihayet,  Hacettepe Tıp kazandığımı öğrenebildim. O anda zamanın akışı normale binmiş, hatta kısalmış gibiydi, çünkü sevinçliydim.

 

Temmuz ayında okula bizzat gidip, kayıt olmamız gerekiyordu. Ben de sadece birkaç gün kalmak üzere Ankara’ya, dayımın evine gitmiştim. Kayıt olup dönecektim. Ancak, Hacettepe’de,  heykelin olduğu meydan adaylarla dolu idi, ilk iki gün mümkün değil, sıra bana gelmedi. Son gün gene uzun kuyruklar oluşturmuş sırada bekliyorduk. Önümde bekleyen kız,  arkasını dönüp bana baktı ve konuşmaya başladık. O kara gözlü, güzel dişli kız benim üniversitedeki ilk arkadaşım Gaye Önal idi. Neyse son gün, Gaye ile peş peşe kayıt olmayı başardık.

 

Ertesi gün Trabzon’a dönecektim. Ancak insanlar plan yapar kader gülermiş. O gün Kıbrıs Harekatı oldu ve bütün uçak, vapur, otobüs seferleri belirsiz bir tarihe kadar iptal edildi. Ben birkaç gün kalmak için gittiğim dayımın evinde aylarca, ilk yarı yıl bitene kadar kaldım.

 

Gaye ile kayıt sıralarımız bir biri ardınca olunca, İngilizce hazırlık sınıfında aynı sınıfa düştük. Laboratuvardan bozma sınıfımızda en ön sıranın başındaki, ilk iki kolçaklı sandalyeyi sahiplenip bütün bir yıl boyunca aynı sandalyelerde oturduk.

Tanıştığımız gün başlattığımız, incir çekirdeğini dolduran, doldurmayan, sohbeti devam ettirdik, bütün yıl boyunca ayrılmaz bir ikili oluşturduk.

 

Gaye her hafta sonu Eskişehir’e ailesinin yanına gider, hafta başında dönerdi. Bir seferinde sanırım Eskişehir’de hayatında ilk kez cilt bakımı yaptırmış, sonra da bana uzun uzadıya anlatmıştı. Ben ise cilt bakımı diye bir şeyi ilk kez duyduğum için büyülenmiş gibi dinlemiştim. Öyle ki heyecandan teneffüse bile çıkamamıştık.

 

Gaye bir gün bana, Hacettepe’nin önündeki yokuştan bahsetmişti, o yolu yokuş olarak değerlendirmesine çok şaşırmıştım. Daha sonra bir hafta sonu ben de onunla birlikte Eskişehir’e gittim. Eskişehir’in, Trabzon’la kıyaslanınca dümdüz bir ova olduğunu görünce o yola neden yokuş dediğini ancak anlamıştım.

 

Hiç unutamadığım bir anı da Mehmet adında, Irak Türkmenlerinden bir arkadaşımızla ilgili.  Ben ailenin içinde en esmer birey olduğum için yıllar boyunca evde ‘’kara böcek’’ diye sevilmiş, ‘’kara böcek’’ diye azarlanmıştım. Kendimi oldukça esmer sayıyor, bununla gurur duyuyordum.

Bir gün, sınıfın önündeki koridorda, Gaye ile ben kaloriferin üzerinde oturuyorduk. Mehmet yanımıza gelip konuşmaya ve  hasretle ailesinden bahsetmeye başladı. Benim 5 kardaşım var, 2 tene de bacım var, biri kumral Gaya gibi deyip Gaye’ye baktı, öbürü bembeyaz aynen senin gibi deyip bana baktı. Nutkum tutuldu. Ben mi beyazım? Resmen hakarete uğradım.  Hemen Gaye’yi kaptığım gibi tuvaletlerdeki aynanın önüne koşturdum. Aynaya bakıp ten renklerimizi karşılaştırdım. Gaye neye uğradığını şaşırdı, ne yaptığımı anlatınca da, ‘’Allah iyiliğini versin’’ diyerek çok güldü.

 

 

O günlerde hayatın bize neler getireceğini bilmiyorduk.

Sonra ikimiz de akademisyen olduk.

 

Gaye, Mustafa ile evlenince soyadı Usluer oldu.

Ben emekli oldum, Gaye  milletvekili oldu.

 

Bu yıl sınıf gezimizde, Gaye, nereden icap ettiyse, tanıştığımız anı  anlattı.   Kıbrıs Barış Harekatı, bu yıl bana Gaye’yi hatırlattı.

Hazırlıktaki biz
2017deki biz

 

 

 

ŞAHAN GÖKBAKAR’IN RAHMETLİ BABASI, HAZAR GÖLÜ, SARI IŞIKLI, HARPUT KOROLU GECE

Evet meşhur Recep İvedik tiplemesini yapan Şahan’dan  söz ediyorum. Hacettepe’de asistanlık yaptığım dönemlerde bütün ailesi ile tanışıyordum. Lerzan’la Selçuk benim kuzenim olan Tülin’in OTDÜ’den arkadaşları idi. Ben onları tanıdığım zaman Togan daha 1,5 yaşındaydı, Şahan biraz daha büyüktü. Togan’cık çok insan seven bir bebekti odada yürürken önünüze dikilir, kollarını  uzatarak kucağınıza almanızı isterdi.

Continue reading… →

İLHAM VEREN RADİKAL GENÇLER

Son birkaç aydan beri, sanki  bana bir hayat dersi vermek üzere hayatıma giren  gençlerle ve onların ilham verici hikayeleri ile çevrelendim.

Bu gençler hayatları pek de pürüzsüzmüş gibi akıp giderken  o kadar cesur ve kökten değiştirici kararlar aldılar ki, cesaretlerine şaşmamak elimde değil.

Kızgın tavanın içindeki yağdan ateşe atlar mısın? Yoksa ne olursa olsun tavanın içinde kızarmaya devam mı edersin?

Bir çok insan alışık oldukları düzeni bozmamak, nasılsa bir çok kişinin de kendiyle birlikte yanmakta olduklarını görerek, kızgın yağda yanmayı ‘’hayatın, işin, evliliğin cilveleri’’ gibi düşünüp, içlerine sindirerek, hatta günlük hayatın karmaşası içinde yandığını bile fark etmeden,  yaşamaya devam eder.

Bazen insan tavanın dışında da bir ihtimal olduğunu görür, ancak  ateşe atlamanın  da yakma potansiyelini görüp, alışkanlıklarına sarılıp, tavanın içinde kalmaya devam eder.  Bazen de insan sadece  ateşe atlama anının belirsizliğini göze alamayarak tavada kalır.

Diğer bazı insanlar ise tavanın içinde kaldıkları sürece sadece yanacaklarını, ancak ateşe atlarlarsa bir çıkış yolu bulabileceklerini görür, alışkanlıkların getirdiği rahatlığı bırakıp, belirsizliğin taşıdığı tehlike ve heyecana atlamayı göre alırlar. Bu insanlar ya tavada çok çaresizdir, artık ne olacaksa olacak deyip ateşe atlarlar ya da  cesur ve öncüdür, hayatın ona sunacağı seçenekleri denemekten korkmadıkları için atlarlar.

 

Son aylarda çevremde bir çok öncü genç insan hayatlarında sessiz sedasız, seyircisiz alkışsız, kökten değişiklikler yaptı.

Kimi toplumda kabul gören cilalı işlerini, takım elbiselerini, topuklu ayakkabılarını terk edip,  daha insancıl boyutlardaki işlerle ilgilenmeye başladı. Kimi aşkın artık bittiği evliliğinde oturmaktan vaz geçip, kalbinde kendi ve çocuğu için mutlu olacak bir yer açtı. Kimi toplumun ona dayattığı geleneksel  cinsel kimlik rolünden istifa edip yüreğinin götürdüğü yöne gitti.

Sizin bana göre çok ilham verici olan hikayelerinizi duydukça, hikayelerinizin altındaki  maceracı, devrimci, yenilikçi, başkaldıran ruhlarınızı görüyorum.

Statükocu ruhum güven içindeki seyir balkonundan  bakarak, sizin yeni seçimlerinizdeki başarılarınızı görmeyi bekliyor.

 

 

ELAZIĞ’LI MEZUNLARIN HATIRLATTIKLARI; HOCANIZ DELİ ÇOCUKLAR, YAPACAK BİR ŞEY YOK.

Geçen günlerde mecburi hizmetteyken öğrencim olan çocukların Facebook grubuna katıldım. Birkaç eski öğrencim özel olarak bana ulaşıp, anıları canlandırdılar.

Adı Eflatun olan bir öğrencim varmış, ne hikmetse bu kadar değişik bir isim bile, ondan bir mesaj gelene kadar tamamen aklımdan çıkmış.  Meğer ki, o benden de deli imiş, tahta oymacılığı ile ilgileniyor, Everest’e filan çıkıyormuş. Bu özgür ruhlu eski öğrencim bana, benim hiç hatırlayamadığım bir ‘’Elazığ günleri’’ anısını yazdı.

Continue reading… →

AYŞENURGÜL

Öğrencilik ve ihtisas hayatımız boyunca Ayşegül Tokatlı ile karıştırılmamız artık alışık olduğumuz bir şeydi, (hala bizi çoğu kişi karıştırıyor). Eğer bir servise önce ben gittiysem, Ayşegül o serviste çalışırken herkes ona Ayşenur diye seslenir, tersi olursa bana Ayşegül denirdi.

Continue reading… →

TALAT BAHÇEBAŞI, 112 VE DİĞERLERİ

Sanırım 2013 yılının ilk aylarından birinde Murat Topbaş (KTÜ Halk Sağlığı Öğretim üyelerinden biri) odama gelip beni bir hafta sonra Ankara’da gerçekleşecek bir toplantıya  davet etti. Ben hem yarım kalmış halk sağlığı ihtisasım her zaman içimde uhde kaldığından, hem de Murat’ın o zamanki ana bilim dalı başkanı Gamze Çan en sevdiğim arkadaşlarımdan  biri olduğundan ne olduğunu anlayamadan kabul ettim. Meğer Sağlık bakanlığının bünyesinde gerçekleştirilen  ‘’Çok Paydaşlı Sağlık Sorumluluğunu Geliştirme Programı’’ isimli oldukça ciddi bir çalışma gurubuna dahil olmayı kabul etmişim.

Continue reading… →

MUSA KAZIM ÇAĞLAR

Baş asistan vizitleri Hacettepe Pediatri asistanlığının en tuhaf ama önemli adetlerinden biridir. Her yıl, son sene asistanlarından 3-4 tanesi başasistan seçilir ve koskoca hastanenin gece sorumluluğu onlara teslim edilirdi. Her gün baş asistanlardan biri nöbetçi kalır, nöbetteki servis kıdemlileri ile birlikte baştan aşağı bütün pediatri servislerinde vizit yapar. Böylece hem yeni yatan hastaları en kıdemli asistanlardan biri görmüş olur, hem de servislerde yatan hastalarda bir problem çıkarsa hocalara danışmaya gerek kalmadan sorun başasistan tarafından çözülürdü.

Continue reading… →