Category Archives: Köy hayatı

PEYNİR DE YAPTIM, KÖYLÜ OLARAK KENDİME ÇOK GÜVENİYORUM ARTIK

İÇİNDEKİLER

5 litre koyun sütü

5 litre inek sütü

İki yemek kaşığı peynir mayası

YAPILIŞI

Sütleri karıştırıp, birlikte kaynattım.

Parmak sokarak yediye sayana kadar dayanacak kadar soğumaya bıraktım. Bu sıcaklık normalde yoğurt mayalama sıcaklığıdır.

Bundan sonra mayayı katıp, iyice karıştırdım. Tencerenin kapağını kapatarak bir saat, peynir peltesi oluşana kadar bekledim.

Bir süzgeç içerisine tülbent sererek peynir peltesini suyunu sıktım.  Daha sonra peynirin üzerine bir tabak yerleştirip, üzerine de ağırlık koyarak birkaç saat beklettim.

Taze peynir oluşmuştu. Normalde bu peyniri artık salamura suyuna koyarak beklemeye almam gerekiyordu. Ancak ben taze, kolayca ufalanan bu peynire 2 yemek kaşığı tuz katarak yoğurdum. Tuzu bizim damak zevkine uygun oldu.

Bundan sonra bu tuzlanmış peyniri yeniden tülbent içine alıp, üzerine ağırlık koyarak 12 saat daha beklettim.

Sütü başlangıçta kaynatmış olduğum için yemeye hazırdır.

Tüketeceğim kadarını kahvaltı için ayırdım. Kalan kısmını parçalar halinde buzluğa koydum.

SERVİS

Taze peynirin kullanılacağı her yerde kullanılabilir.

Ben bu peynirleri misafirlerime sunmayı düşünüyorum. Buz dolabından çıkarıp erimesini bekleyeceğim, istediğim baharatları ekleyip top halinde yuvarlayacağım, üzerlerine zeytinyağı döküp ikram edeceğim.

BAHÇE ZAMANI GELDİ, ZEYTİNLER DİKİLDİ, OT BAHÇESİNE TOHUMLAR EKİLDİ, CAN SUYU KOCAKARI SOĞUKLARINDAN, BOSTAN HAZIRLIKLARI BAŞLADI

Bu hafta kocakarı soğukları haftası,  saatli maarif takvimi bu yıl da şaşmadı, bir önceki haftaya göre oldukça soğuk, rüzgarlı ve yağmurlu bir hava var.

Daha önce hiç bahçe yapmamıştım. Yavaş yavaş öğrenmeye başladım. Oysa bizim kızların her ikisi de bahçe yapma hakkında bir çok şey biliyorlar. Sermin yıllarca Çaykur’da çalıştı, Nermin ise yıllarca Rize/ Pazardaki evde bahçe/ bostan yaptı. Nermin bahçıvanlığa oldukça takıntılı bir şekilde heveslidir. İki yıl önce buraya taşındığımızda, bütün inşaat artıkları bahçenin içerisindeydi, üstelik yapılan inşaatlar nedeniyle arazinin topoğrafyası da bayağı bozulmuştu. Nermin araziye şöyle bir bakıp, bu bahçeyi adam etmek 2 yılı bulur, ondan sonra da ağaçlar büyür, eh işte 5 yıl içerisinde bahçe bir şeylere benzer demişti. Ben ise her zamanki acul iş bitirici halimle bahçenin adam olması için 6 aylık bir süre düşünmüştü.

Önce bahçenin çevresine tel çevrildi ve inşaat artıkları temizlendi. Daha sonra da bahçeye şekil verildi,   bir sürü küçük duvar örüldü, merdivenler yapıldı,  su tutan yerler düzleştirildi, yağmur suları için  su olukları yapıldı. Bir sürü toprak getirtildi, boşluklara dolduruldu.

Bu düzenlemeler yapılırken mümkün olduğu kadar kullanılmış malzemeler yeniden kullanıldı.

Köyün çıkışında içince 8/ 10 zeytin ağacı olan bir arazi daha almıştık, o arazinin zeytinler dışında  kalan kısmı ise oldukça taşlı bir yerdi. Burayı düzenlemek için kocaman bir araç geldi, toprağın üstteki bir metresini hallaç pamuğu gibi atarak toprağı ortaya çıkardı. Bu işlemden sonra o tarladan sanırım 7/8 traktör dolusu kireç taşı çıktı.

Evin etrafındaki bahçeyi düzenlerken işte buradan çıkan yerel kireç taşlarını kullandık. Hem taşa para vermemiş olduk hem de oldukça gösterişli oldular.

Bahçenin asıl problemi evin  altında kalan kısmın oldukça eğimli olması idi. O kadar eğim var ki, araba yolunu zikzak çizecek şekilde yaptırmıştık, böylece arazinin yol dışında kalan kısmı daha da şekilsiz bir hale gelmişti.

Bahçenin en çok uğraştıran bölümleri de bu kısımlar oldu.  Araba yolunu giriş kapısının yanında bir de yaya girişi var. Bu kapıdan girilince oldukça dik bir merdiven ve bu merdivenin yanında nasıl düzelteceğimize bir türlü karar veremediğimiz bir yamaç vardı.  Bu yarma benim aşırı derecede sinirlerimi bozuyordu. Mutlaka bir şekilde çare bulunması gerekiyordu, çünkü aşırı bir yağmurda yıkılma tehlikesi taşıdığına inanıyordum.

Her nasıl bir çözüm yolu bulursak bulalım, Nermin bir türlü razı olmuyordu. Ben güzel bir taş duvarla kapatmak istiyordum ama Nermin’in aklı yatmıyordu. Çünkü ona göre bu yarmayı öyle bir kapatmalıydık ki, altındaki merdivene hiç yük bindirmemeliydi, duvar ise çok ağır olurdu ve zamanla merdiven üzerine yıkılırdı.

Sermin internetten bir sürü  kafesli yamaç örtücüler buldu. Böylece hem yarmanın yıkılmasını önleyebilir hem de aralarına bitkiler dikebilirdik. Ancak bu tip malzemeleri bulamadık. İyi ki de bulamadık, çünkü dediğim alanda yabani çalılar ve dikenler bitiyordu, eminim ki bu tür bir malzemeyle örtsek sonunda o alan yeniden bu çalılarla kaplanacaktı.

Sonunda bir gün parlak bir fikirle Nermin’in yanına gittim merdivenle, yamaç arasını kullanılmış araba lastikleri ile doldurmayı teklif ettim. Bu fikir Nermin’in son derece aklına yattı, çünkü araba lastikleri hem yamacın ağırlığını merdivenin üzerinden alacaktı, hem de bir çeşit saksı vazifesi görecekti.

Fikir akla gelince hemen uygulamaya koyduk. Merdivenle yamaç arasında bir sıra araba lastiğinden koruma yaptık. Daha sonra da yamaca artık Nermin’in de itirazı olmayan duvarı ördürdük.  Bununla da yetinmeyip bir de evin adının yazıldığı levha koydum. Çok şükür uzunca bir süre bir türlü ne yapacağımızı bilemediğimiz yamacı restore etmiş olduk. Önceden çok kötü görünen yamaç artık, değirmeni olmayan bir yel değirmeni gibi görünüyor.

Araba yolunun  diğer tarafı, böyle dimdik bir yamaç olmasa da oldukça düzensiz eğimli   araziydi. Bu kısımda önce eğimi düzene sokmak için eski tiyatrolara benzer şekilde iki duvar örüldü.  Sonra Sermin internetten çok romantik bir merdiven buldu. Biz de bahçenin bu bölgesine, basamakları kalaslardan yapılmış, bir kenarı yerel taşlarla bezeli benzer bir merdiven yaptırdık. Daha sonra da bu merdivenlerin  ulaştığı  çınarın altını oturmaya uygun bir şekilde kayrak taşları ile döşettirdik. Burası benim zen bahçem olacak.

Sonunda bahçe gerçekten de şekle girmiş oldu.

Bütün bunlar yapılırken de boş durmamış, bahçenin etrafına tel çektirdiğimiz andan itibaren, ağaç dikmeye bostan yapmaya başlamıştık. Yıllarca boş duran ve inşaat artıkları ile iyice toprak vasfını kaybetmiş olan toprağı ıslah etmek için traktörler dolusu toprak ve hayvan gübresi döküldü. Zeytinlik için fazladan toprak getirtmek gerekmedi ama oraya da bol bol gübre döküldü. Artık her iki bölgenin de toprağı ilk geldiğimiz günlerde olduğu gibi çöl kumu gibi görünmüyor, güzel bir toprak halini aldı.

Bu sonbaharda (Nermin’in öngördüğünden 6 ay önce, benim ön gördüğümden bir yıl sonra) bahçenin nihayet inşaat işleri bitti. Yani bu mevsimde geniş ölçüde ağaç dikme zamanı geldi. Zeytinlikte epeyce fidan dikimi yaptık. Bu mevsim ayrıca ağaç budama ve zeytinleri ilaçlama zamanıydı.

Evin çevresinde de biraz dikim yaptık. Geçen gün nihayet, bahçenin az güneş alan bir bölümünü kokulu ot bahçesi ilan ettim ve çeşitli otlar diktim. Otlarımın can suyunu  kocakarı soğukları verdi. Şimdi heyecanla ne olacağına bakacağım.

Bundan sonrası bostana hazırlık zamanı artık.

Ağaç dikme işini de neredeyse tamamladığımıza göre önümüzdeki yıllar artık bahçeyi daha da olgunlaştırmakla geçecek. İşler yolunda gitsin diye dua ediyorum.

Buraya taşınma sebebim bahçe idi. Emeklilik ve bahçe birbirine çok yakışıyor.

Taraçalar

Yamaca lastikleri dizerken
Yamacın son hali

Zen bahçesi
Ot bahçesi

Zeytinle budandı ve ilaçlandı

Yeni fidanlar dikildi

Bostan hazırlıkları başladı

EGELİ OLDUK BE YA; İLK GÜNLERDEKİ DEVE ŞAŞKINLIĞIM ŞİMDİ BİR ANLAM KAZANDI

Buraya taşınalı neredeyse 2 yıl dolmak üzere, başlangıçta bizi şaşkınlığa uğratan pastoral yaşam, artık gittikçe daha alışıldık hale geliyor. Köyümüze ulaşmak için diğer köyün içinden geçmemiz gerekiyor.  Bu köyde bir çok kez bir keçi ya da koyun sürüsü ile karşılaşır ve arabayı durdurup yol vermek zorunda kalırız.

Continue reading… →

BAHÇE BİRAZ OLSUN BİRŞEYLERE BENZEMEYE BAŞLADI, TOHUM TAKASINA BİLE BAŞLADIK. BİR DE HİÇ AKLA GELMEYEN DOĞAL ÇİM BİÇİÇİLERİMİZ VAR.

Köyde yaşamaya başlayalı bir yılı geçti. Aslında köylü olduğumu iddia etmem çok zor. İşin aslı köyde şehirli gibi yaşıyoruz, zaten şehre de çok yakın olduğumuz için neredeyse her gün çarşıdayız.

Bizim için, daha doğrusu benim için, köyde yaşamanın hayatıma getirdiği en büyük değişiklik bahçe. Kızlar daha önce bahçeli evde yaşadıkları için bayağı alışıklar. Nermin, Pazar’da yaşarken, bahçe ile bizzat ilgilenmiş ve tam bir bahçıvan olmuştu. Şimdi bu bilgilerine iklimi ve bitki örtüsü daha farklı bir yerde yeni bilgiler ekliyor. Ben de söylediklerini can kulağı ile dinleyip, kabakların altına bol su vermek lazım, domateslerin alt yapraklarını koparmak lazım gibi bilgileri aklımda tutmaya çalışıyorum. Yavaş yavaş, tohum nasıl alınır, fide nasıl yapılır, bitki nasıl dikilir gibi daha önce hiç radarıma girmeyen bilgiler, ilgi alanımı doldurmaya başladı.

Continue reading… →

KEDİ DEYİP GEÇMEMELİ, HAKLARINDA HER GÜN YENİ BİR ŞEY DAHA ÖĞRENİYORUM, KORKARIM KEDİLİ KADINLARDAN BİRİ OLACAĞIM.

Çanakkale’de gerçekten zengin bir yaban hayatına şahit oluyoruz. Bizim köy Kaz Dağlarının kuzeyinde kalıyor, ancak içinde bulunduğumuz orman alanının milli parktan geri kalır yanı yok. Köye gelirken Çanakkale/Lapseki yolundan sapılınca, önce buğday tarlalarından,  meyve bahçelerinden geçiliyor derken tarlalar ve otlaklar arasında yer yer çam ormanı parçacıkları başlıyor, köyümüzden sonra ise kilometrelerce kesintisiz uzayan çam ormanı var.

Continue reading… →

BU YILIN PROJESİ DE BAHÇELERİ DÜZENE SOKMAK, MEĞER BAHÇEDE YAPACAK NE ÇOK İŞ VARMIŞ.

 

Ben nereden bileyim, ne de olsa şehir kızıyım, meğer bahçede yapılması gereken ne çok iş varmış.

Geçen yıl, Nisan sonunda taşındığımız zaman, çevremizdeki çam ormanlarının dışında da, köydeki bütün bahçeler, tarlalar, asfaltların kenarları yemyeşil iken, bizim bahçemiz sapsarı üzerinde tek bir ot tanesi bile bulunmayan kupkuru bir yerdi. Bir saat pencere açık kalsa masaların üzerinde Sahra çölünün kumlarına benzeyen, sarı kalın bir  toz, toprakla kaplanıyordu.

Continue reading… →

BURALAR HALA ÇAMUR İKEN, BİR SENARYO YAZSAM ARTIK DİYORUM

 

Dün Umurbey’e yine orman yolundan gittik. Geçen gün ıssızlığı, tahta köprüsü, sonbahar renkleri ve olağanüstü güzel manzarasıyla bizi büyüleyen yol gözüme çok farklı göründü. Sanırım geçen ay off road yarışması yapıldığında nasıl göründüğünü anladım çünkü yol boyunca ikili üçlü guruplar halinde, en az 15-20 adet park halinde araç vardı.

Continue reading… →

Show Buttons
Hide Buttons