Daily Archives: 17 Kasım 2021

KÖYDE SONBAHAR ÇALIŞMALARI, KAPANMA SONRASI ŞEHRİN ETKİNLİKLERİNE KATILMA

Köyde kasım ayı oldukça yoğun geçiyor, zeytin toplama, toprağı kış için havalandırma, bazı tohumları atma, yakacakları hazır etme  zamanı oluyor. Bu sene bizim ağaçlarda zeytin çok fazla değildi, ancak taneleri oldukça iri oldu. Bir de erken olgunlaşmışlar, neredeyse hepsi simsiyahtı. Bahçeden hiç sofralık yeşil zeytin kuramadım, buna karşılık taneler çok güzel olduğundan bol bol sele zeytini kurdum. Yağ da az olmasına karşılık çok kaliteli çıktı.

Bahçeleri  kışa hazırladık, birkaç işçi birden çalıştırdım, bütün meyve ağaçlarının ve zeytinlerin toprağını kazdırıp, altlarına hayvan gübresi koydurdum.

Müstakil evde yaşarken bir de evi kışa hazırlamak gerekiyor, jeneratörü, radyatörleri kontrol etmek, antifrizlerini koymak filan lazım, bu yıl bir de köpek almaya karar verdiğim için onun gezeceği ve gezmeyeceği alanları sınırlamak için bahçenin bazı kısımlarına teller ve 2 tane kapı yaptırdım. Sansarın yuvasını bozdurdum, aslında muhtemelen zaten öldü, çünkü haftalardan beri gelmiyor.

Sonuç olarak köyde ve evde  asayiş berkemal. Bundan sonra en büyük işim gidip kendime bir köpek seçmek olacak.

İki yıllık kapanma sonrasında biraz olsun gözümü açmaya karar verdim. Üniversitenin araştırma etik kurulunda görev aldım. Geçen gün sanata dayalı tıp derslerimden birini anlattım. Hatta belki önümüzdeki dönem seçmeli ders vereceğim.  Öğrenciyi özlemişim. Gene de sınav yapılacak resmi bir ders vermek taraftarı değilim.

Bu günlerde beni asıl heyecanlandıran şey, yerel bir Gastronomi derneği kurulması ve bu dernekte kurucu üye olarak yer almam oldu, çünkü bu sayede birçok özel hevesleri olan insanla tanışma fırsatı bulacağım.

Bu memleketin toprağı böyle bereketli olunca her biri toprağa, suya, tarıma, yemeğe, şaraba, doğaya duyarlı çok ilginç insanlar yaşıyor.  Burada yaşadıkça zamanla; Gökçeada’da, Bozcaada’da, Eceabat’ta, Ayvacık’ta, Bayramiç’te kendi bağı olup, şarap yapan, kendi çiftliği olup, ata tohumlarını üreten, organik hayvancılık yapan birçok kişinin farkında olmaya başladım. Bu insanlardan en azından bir kaçını tanımak istiyordum, neredeyse hepsini birden tanıma fırsatım olacak.

Ayvacık köylerinde birçok küçük güzel otel var, bunların çoğu eski köy evlerini onarıp, onları butik otele çevirmiş. İnternette bu tip bir köy otelinin Kaz Dağlarında doğal mantar toplama etkinliği olacaktı. Mantar toplama etkinliğine önderlik edecek kişi de tanışmak istediğim biriydi.  Önce ormanda mantarları toplayıp, sonra da akşam topladığımız mantarları yiyecektik.

Elbette ben de derhal bu geziye angaje oldum. İyi ki gitmişim, Kaz Dağlarının turistik olmayan, hiç bozulmamış bir bölgesinde orman içerisinde mantar topladık. Bütün mantarları tanımaya çalıştık. Mantar toplamak için özel bir bıçak var, çakı gibi açılıp kapanıyor, en farklı tarafı ise arka tarafında bir fırça olması. Yenilebilir bir mantar bulunca kökünü kesip, üzerini de fırça ile iyice temizleyip, sepete ondan sonra atıyorsunuz. Bu yıl sonbahar yağmurları az olmuş, dolayısı ile mantar da azdı, üstelik belli ki bizden önce becerikli bir toplayıcı orada gezmişti. Gene de bir hayli mantar bulduk. En taze porçini mantarını bulmak bana nasip oldu, çok mutlu oldum.

Aslında hiç mantar bulamasak bile çok güzel bir gezi oldu. Karaçam ormanı, bizim köy ve çevresindeki kızılçam ormanından oldukça farklı. Çünkü karaçam kalem gibi göğe yükseliyor, özellikle başını kaldırıp göğe bakmak istediğin zaman, muhteşem bir duygusu var. Elbette toprak dökülen  yapraklar sayesinde kuş tüyü gibi yumuşak. 

Hatta bir ara köpek dahil hepimiz susarak ve hareketsiz kalarak ormanın ve rüzgarın ağaçlar arasında çıkardığı sesleri dinledik, zaten tertemiz havayı soluyorsun, aniden bütün düşüncelerden arındığın harika bir deneyimdi.

Çeşmelerden buz gibi sular içtik, bir çeşme başında kumanyalarımızı yedik. Yürüdüğümüz alanlarda tepeler aştık, derelerde, vadilerde dolaştık. Yürürken pek anlaşılmadı, ancak bu kadar yürüyüş yapan bana bile ağır geldi, ertesi gün bayağı tutulmuştum.

Akşam ise şömine başında sıcak şarap, kestane daha sonrasında taptaze mantarlardan muhteşem bir yemek. Uzun zamandır neredeyse hiç sosyalleşmediğim için çok iyi geldi.

Tam da bu toplantıya katılmak üzere iken burada tanıştığım birinden Çanakkale Gastronomi Derneği kurma çalışmaları olduğunu ve beni de kurucu üye olarak önermek istediğini öğrendim. Tabii bu teklife balıklama atladım, çünkü kurucu üyeler benim tanışmak istediğim ne kadar doğa, organik tarım meraklısı, uygulayıcı insan varsa neredeyse hepsini kapsıyordu. Ben size eğitim desteği veririm, çok çalışırım, çok hevesliyim diyerek derneğe katıldım.

Dernek ne mi amaçlıyor? Mesela ilk günden hemen bu yöreye özgü ve Osmanlı mutfağında da çok sevilen üzüm turşusu tarifini gön yüzüne çıkartarak başladılar. Mesela fabrikası kapatıldığı için bağları da yok olan bir üzüm çeşidini canlandırmaya ve yeniden aynı şarabı üretmeye çalışıyorlar. Bahsettiğim fabrikada özel bir üzüm çeşidinden  sadece pembe bir şarap üretilirmiş. Bu şarap girdiği her yarışmada ödül alan bir şarapmış. Fakat sanırım sofraya gelen bir çeşit değil ki, bütün bağları yok olmuş. Şimdi bu üzümün asmasından 2 kök bulunmuş, işte bu ana asmalardan şimdilik birkaç asma artırılmış, sanırım birkaç yıl içerisinde yeniden üretime başlanacak.

Ben de tıbbi  ve akademik geçmişimle çeşitli eğitim faaliyetlerinde bulunabilirim diye düşünüyorum. Bunun haricinde kişisel kazancım hem  kaliteli insanlar tanıma şansım olur, hem de örneğin direk üreticisinden susam, buğday alma imkanım olur.

Aslında bu memlekette bazı şehir kaçkını insanlar tanıdım. Örnek olarak yıllarca Almanya’da çalışıp emekli olduktan sonra burada, tamamen doğa içerisinde at çiftliği, ya da hayvan barınağı işleten kişiler tanıdım.

Hatta bu çiftliklerden birinde orman içerisinde serbest atlar eşliğinde yoga yaptığımız bir çalışmamız oluyor. Çünkü buraya geldiğim zaman bulduğum ve sonradan dost olduğum yoga hocam da aslında bir şehir kaçkını diyebilirim. İlk taşındığım zaman şehirde tam boğaz kenarında bir evde oturuyordu, daha sonra şehre yakın bir köyde bahçeli villaların olduğu bir siteye taşındı. Salgın öncesinde ben köyden köye yoga stüdyosuna gidiyordum. Şimdi ise siteleri bir hayli şehir içinde kaldı. Bu günlerde artık atları ile de birlikte yaşayabilecekleri daha ıssız bir köye taşınmayı planlıyorlar.

Benim tanıdığım şehir kaçkınları birkaç cins; bir kısmı zaten buralı, okuyup, meslek sahibi olduktan sonra kendi iradeleri ile organik çiftliklerini yani işlerini, ata topraklarına kurmuşlar. Bir başka kısım ise memuriyet sırasında buraya atanan, ya da emekli olduktan sonra taşınan, hatta gayet metropolitan bir işten aniden ayrılan ve iş yaşamlarının çoğunu şehirde geçirdikten sonra toprağa yakın yaşamayı tercih etmiş insanlar. Bir büyük gurup ise bir ayağı hala büyük şehirde olup, yılın belli kısmını burada geçirenler.

Ben de kendi çapımda artık bir orman köylüsü ve ufak çapta da olsa toprak sahibi olunca, bu insanlarla aşık atamasam da kendi çapımda guruba katacaklarım olacaktır diye düşünüyorum.

Show Buttons
Hide Buttons